Anasayfa > Manset > Adolf Hitler ve Nazi Almanyası

Adolf Hitler ve Nazi Almanyası
Son Güncellenme : 25 Eki 2012 3:11


Nazi Almanyası ya da resmî adıyla Büyük Alman İmparatorluğu, Almanya’nın 1933-1945 yılları arasında Adolf Hitler önderliğindeki Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi tarafından yönetilen dönemidir. Almanya bu dönemde tek parti rejimine dayanan diktatörlükle yönetilmiştir. Bu dönem Üçüncü Reich olarak da bilinir. Hitler’e göre, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu Birinci Reich, Otto von Bismarck’ın 1871′den 1919′a kadar devam eden Alman İmparatorluğu ise İkinci Reich idi.

Almanya’da 1933 yılının Ocak ayında, komünistlerin bir genel grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek bir “devrimci durum” yaratacakları ya da ülkede iç savaş çıkacağı konusundaki endişeler o derece derinleşmişti ki, Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg, Adolf Hitler’i, Katolik Merkez Partisi’yle bir koalisyon kurarak istikrarlı bir hükümet kuracağı umuduyla başbakan atadı.

Ancak, Katolik Merkez Partisi’yle bir anlaşma sağlanamadı. Milliyetçi Parti’nin de desteğini alan Hitler, ülkeyi yeniden bir genel seçime götürdü. Hükümette oldukları için devletin tüm olanaklarını kullanan bir seçim kampanyası yürütülmüştür. Öte yandan Hitler, hiçbir şekilde ulusalcı bir sosyalist olmadığını, gerçekte ne olduğunu çok net bir şekilde, gereken yerlere anlatabilmişti. Bu seçim kampanyası sırasında endüstri, finans ve sigorta devlerinden büyük miktarda mali destek sağladılar.

Seçimlerin hemen ertesinde parlamentodan bir “yetki kanunu” çıkartıldı. Bu kanun, Reichstag’ın tüm yetkilerini dört yıl süre ile kabineye devrediyor, ve çalışmalarına bu süre için ara veriyordu.

Ancak böyle bir kanun için parlamentoda üçte iki çoğunluk kararı gerekmektedir. Bu çoğunluk kararının nasıl sağlandığı Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi tutanaklarına da geçmiştir. Oylamanın yapılacağı gün parlamento SA tarafından kuşatılmış, bazı Sosyal Demokrat parlamenterler içeri alınmamıştır. Zaten 81 komünist parlamenter de seçimlerden önce göz altına alınmıştı.

23 Mart 1933 günkü parlamento oturumunda “Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Kanun (Gesetz zur Behebung der Not von Volk und Reicht) adındaki yetki tasarısı kabul edilmiştir.

Bu kararnameyle yürütme ve yasama erklerini eline almıştır. Hemen ardından diğer partileri yasakladı. Büyük bir propaganda faaliyeti yürüterek ve olağanüstü hitabet ve ikna kabiliyetini kullanarak bütün Alman halkını Nazi bayrağı altında birleştirdi. Kendisini, Almanların yanılmaz büyük lideri ilan etti ve halkı da buna inandırdı. Bundan sonra Alman halkı ölümüne kadar Hitler’in peşinden gitti.

Halka, ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtaracağına söz verdi ve bu yolda çalışmalarına başladı. Almanya’da aşırı artış gösteren işsizliği savaş hazırlığı için kullanarak, iş sahası oluşturdu. Ülke genelinde büyük otobanlar inşa ettirdi.

Alman ekonomisinin canlandırılmasının ardından Hitler, izleyeceği dış politikanın temelini oluşturan askeri stratejisini hayata geçirmeye yönelmiştir. Bu stratejinin ilk adımında Alman kara, deniz ve hava kuvvetlerinin, Versay Barış Antlaşması’yla getirilen sınırlamalardan kurtulmasını sağlamıştır. Bunun sonucunda büyük tonajlı savaş gemileri ve denizaltı, zırhlı kara savaş araçları üretimine geçilmiş, kara ordusunun mevcudu artırılmıştır.

II. Dünya Savaşı esnasında Almanya, müttefiki olan İtalya ve Japonya’nın da cephede gerilemeye başlamasıyla işgal ettiği toprakları kaybetmeye başladı. 1945 yılına gelindiğinde Mihver Devletleri için yenilgi kesinleşmişti. Savaş sonucunda Almanya’nın yenilgisini gören Adolf Hitler ümitsizliğin iyice artması üzerine 30 Nisan 1945′te Berlin’de eşi Eva Braun’la birlikte aynı anda siyanür hapı içip, önce Eva Braun’u sonra da kendisini bir tabancayla vurarak intihar etti. Kendi isteğiyle Führerbunker bahçesinde benzinle cesetleri yakılmıştır.

8 Mayıs 1945 tarihinde Almanya’nın Müttefikler’e resmen teslim olmasıyla Büyük Alman İmparatorluğu tarihe karışmıştır.

 

Weimar Cumhuriyeti ve Versay Antlaşması

Alman İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmış ve Versay Antlaşması ile birtakım haklarından vazgeçmiştir. Versay Antlaşması, Almanya için büyük ekonomik zorluklar ve toprak kayıplarını barındıran ağır bir antlaşmadır. Almanya Alsas-Loren’i kaybetmiş, Polonya ve Çekoslovakya’nın kurulmasını kabul etmiş, Aşağı Pomeranya’nın bir kısmını Polonya’ya vermiş,[4] bunlarla beraber Avusturya ile birleşmeyeceğini de garanti etmiştir. Bununla beraber ülkede Spartakist Ayaklanması baş göstermiş, ayaklanmayı ise Weimar Cumhuriyeti eski askerlerin de yardımıyla bastırmayı başararak otoriteyi ülkede tekrar kurmuştur.[5]

Büyük Bunalım ve Hitler’in yükselişi

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’ın en fazla etkilediği ülkelerden biriside Almanya’dır. Zaten ağır savaş borçlarını ödemekte olan ihracata dayalı Alman ekonomisi çok ağır zararlar görmüş, işsizlik oldukça artmıştır. Halkın ilgisi ise her değişen hükümetle birlikte daha radikal yönelimlere kayıyordu. Bu ortamda Hitler ve NSDAP 1933 seçimlerinde koalisyonda bulunmayı başardı. Paul von Hindenburg’un atadığı kabine 3 NSDAP Bakanı ve Hitler’in başbakanlığında bir Nazi-Muhafazakar koalisyonu görünümü aldı. Hemen birkaç gün sonra erken seçim ilan edildi ve Prusya eyaletindeki SPD hükümetini görevden aldırdı. Oylarını artırarak çıktığı seçimlerden sonra Hitler, parlementoda Machtergreifung’u ilan etti ve bütün güçleri elinde toplayarak başbakanlık makamında güçler birliğini oluşturdu.

Versay Rejimi’nin yıkılışı

Hitler baştan beri hedeflerini gerçekleştirebilmek için Versay Antlaşması’nı yürürlükten kaldırması gerektiğini biliyordu, çünkü Versay Antlaşması Almanya’nın silahlanma gücünü ciddi bir şekilde sınırlıyordu ve onları güçsüz kılıyordu.

—————————————————————————————————–

GİZLİ NAZİ TARİHİ  ve ADOLF HİTLER HAKKINDA

European Archives of Psychiatry and Clinical Neuroscience dergisinde 2007 yılında yayınlanmış. Anlaşılan o ki, ilk kez bu konudan bahseden yazı bu değil, çeşitli kaynaklar da zaman zaman değinmişler. Fakat, gel gör ki benim dikkatimden kaçmış. Adolf Hitler’in 1. Dünya Savaşı’nda yaralandıktan sonra hastaneye kaldırıldığını, uzunca bir süre tedavi gördüğünü, cephe gerisine çekildiğini biliyordum ama işin psikiyatrik yönü olduğundan pek haberim yoktu. İşte insan bilgi denizinin kıyısında gezindikçe, sahilin ne kadar uzun olduğunun farkına o denli varabiliyor.

Dergide yayınlanan makaleye göre, Hitler o zaman hastaneye kaldırıldığında, kendisine “histerik” ya da “organik sebepli olmayan” körlük  teşhisi konulmuş. Eğer hastaneye o haliyle bugün getirilseydi, teşhisin adı herhalde “bölünmüş kişilik bozukluğu” ya da “konversiyon bozukluğu” olacaktı, zira görünüşte fiziksel bir sorundan muzdarip olduğunu iddia eden (görmediğini söyleyen) Hitler’in hastalığının tespit edilebilen organik bir sebebi yoktu. Teşhisin adını koyma işini  konunun uzmanlarına bırakarak, hikayemize devam ediyoruz.

Bir anlayışa göre, beyin bir travma yaşadığı zaman kendisini acı ve yoğun stresin baskısından koruyabilmek için, bu travmayı fiziksel semptomlar içeren bir hastalığa dönüştürebilir. Her ne kadar bu teorinin çok fazla kanıtı olmasa bile, bazı örneklerde en akla yatkın açıklama olarak ortaya çıktığı da görülmektedir.

Ancak, öyle görünüyor ki Adolf Hitler’in hastanede kaldığı bu süreye ilişkin sağlık dosyası bir süre sonra ortadan kaybolmuş ve konuyla ilgili bilgi sahibi olan herkes SS tarafından ortadan kaldırılmış:

Üzerinden 60 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, Nazi rejiminin tartışmasız lideri ve II. Dünya Savaşı’nı en fazla etkileyen kişilerden biri olan Hitler’in hakkında bu tür bilgilerin ortaya yeni yeni çıkıyor olması gerçekten ilginç. Bilindiği üzere, Hitler anti-semitik düşünceleri hayatının büyük bölümü boyunca taşımıştı. Ancak nefreti sadece Yahudilerle sınırlı kalmıyor, zihinsel özürlü hastalara da büyük bir nefret besliyor ve ortadan kaldırılmaları gerektiğini savunuyordu. Nazi dönemi boyunca 200,000 civarında zihinsel özürlünün öldürüldüğü düşünülmektedir. Üstelik, bu iddianın gerçek olduğu, henüz geçtiğimiz günlerde Papa XVI. Benedikt tarafından azizliğin ilk adımı olarak kutsanan zamanın Münster Kardinali Galen tarafından, daha savaş sürerken itiraf edilmişti. Hitler’in hayatının son yıllarında yakalandığı Parkinson hastalığı bugüne kadar oldukça yoğun ilgi görmesine ve incelenmesine rağmen, daha önce geçirdiği bu histerik körlüğü hemen hemen hiç bilinmemektedir.

14 Ekim 1918 günü Belçika’daki Ypern yakınlarındaki bir çatışmada, henüz bir er olan Hitler, yoğun bir hardal gazı saldırısından zorlukla kurtulmuştu. Bu saldırının sonucunda gözlerinin kızarmasına neden olan hafif bir göz alerjisi geçirdiği bazı raporlarda yer almaktadır. Bu sırada, herhangi bir fiziksel sebep olmaksızın gözleri de görmemeye başladı. Bundan sonra kendisine uygulanan tedavi hakkında elimizde herhangi bir bilgi yoktur, ancak Hitler daha sonra Baltık Denizi yakınlarında bulunan Pasewalk’taki askeri hastaneye nakledilmiştir. Bu hastanenin psikiyatri bölümü başkanı Prof. Forster, burada Hitler’e hipnoz tedavisi uygulamış, Hitler 19 Kasım 1918′de tahliye edilmiş ve hayatının bu döneminden bir daha hiç bahsetmemiştir.

Hitler’in geçirdiği bu tedavi, o dönemde hastanede çalışan Dr. Karl Kroner tarafından ABD’nin o zamanki istihbahrat birimi olan OSS’ye yapılan şahitlik ifadeleri ile desteklenmektedir. Hitler’in dosyası daha sonra ortadan yok olmuş ve bu tedavi ile ilişkisi olan ya da bu dosya hakkında bilgisi bulunan herkes “Gestapo” tarafından öldürülmüştür. Öldürülen kişilerin arasında büyük ihtimalle tedaviyi uygulan Prof. Forster da bulunmaktadır, zira Prof. Forster’ın 9 Kasım 1933′teki intiharının büyük ihtimalle devlet baskısı ile zorlanması sonucu gerçekleştiği düşünülmektedir. Ancak, Prof. Forster intihara zorlanmadan önce, Paris’teki Alman Büyükelçiliği’nde çalışan erkek kardeşi aracılığıyla, orada sürgünde bulunan bazı yazarlara bu raporlarını ulaştırmayı başarmıştır.

Kendisi de bir doktor olan Almanyalı Yahudi yazar Ernst Weiss, “Der Augenzeuge” (Şahit) romanında bu orijinal dökümanlardan yararlanmıştır. Weiss da aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamamış, Paris’in Almanya tarafından işgal edildiği 6 Mayıs 1940 tarihinde intihar etmiştir.

Her ne kadar günümüzde bu belgelerin orijinalleri yok edilmiş olsa bile, bu durum Hitler’in psikiyatrik bozukluk içeren bir medikal kayda sahip olduğunu göstermektedir. Bu bozukluk, Hitler’in oldukça vahşi davranışlarının tümünü açıklamasa dahi, onun nevrotik davranışları üzerine biraz da olsa ışık tutabilecektir.

Wikipedia’daki Adolf Hitler sayfasına göz atıldığında, bazıları zihinsel olan daha pek çok tıbbi bozukluğa sahip olduğu yönündeki iddialara rastlanabilir. Elbette, bunların büyük çoğunluğunun savaş zamanında dezenformasyon amacıyla çıkarılmış uydurma haberler ya da komplo teorilerinden olluştuğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

Bazıları ise, tamamen farklı ve hiç umulmadık sebeplerle ortaya çıkan söylentilere dayanır: Bunlardan en komiklerinden biri ise bence Hitler’in tek bir testisi olduğu iddiasıdır.

—————————————————————————————————–

 

Nazi hükümetinin Irkçı politikaları

Nürnberg Yasası ve Kristallnacht

Yeni Nazi hükûmeti Çingeneler’i,eşcinselleri ve özellikle Yahudiler’i fişlemeye başladı ve farklı etnik kökenlerden olanların evlenmesini veya ticari ilişkide bulunmasını yasakladı.

9 Kasım 1938 gecesi Naziler, Yahudiler’e ve Polonyalılar’a ait işyerlerini, evleri ve sinagogları yağmaladı. Ardından bunu Propaganda Bakanlığı’nı kullanarak hükûmete karşı bir ayaklanma girişimi gibi gösterdi.[8] Pek çok Yahudi sınırdışı edildi veya toplama kamplarına gönderildi. Holokost’a giden yolun ilk adımı atıldı.

ADOLF HİTLER’i TANIMAK
Adolf’u Tanımak onu anlamak çok zor bir okadarda kolaydır.Ancak her siyasetçi ve komutan gibi onunda birçok yanılgıları olmuştur. Bu kaçınılmaz durum ve olayların ilerleyişi,zincirleme kazalar gibi yazılmıştır tarihe..Eleştirel bakılıp çift taraftan araştırıldığında kişisel olarak sempati duyabilir,benimseyebilir sevebilirsiniz. Ve gerçekten ters açıdan bakıldığında son derece nefret duyabilirsiniz..Dahası’nı tarihten örneklerle yazalım..

Filistin’de 20.yy başlarında, bir Yahudi Devleti kurmak isyeten Siyonist önderlerin karşısında önemli bir engel vardı. Bu engel, Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmeye ikna edilememesiydi. Vaat edilmiş Topraklar’da, tüm dünyayı hakimiyeti altına alacak bir Yahudi İmparatorluğu kurmak için diğer ülkelerde dağınık vaziyette bulunan Yahudilerin tek bir devletin çatısı altında toplamak gerekiyordu. Aksi taktirde kurulması planlanan İsrail Devleti’nin sembolik olmak dışında hiçbir anlamı kalmayacaktı. Siyonistler tarafından yapılan sayısız çağrılara rağmen, özellikle Almanya, Fransa, Amerika gibi ülkelerde yaşayan Yahudiler, bu ülkelerin zenginliklerini sömürerek elde ettikleri yüksek yaşam düzeyini bırakıp İsrail topraklarına göç etmek istemiyorlardı. Onca teşvike rağmen, Yahudi nüfusu Filistin topraklarında artmıyordu, aksine Yahudiler evlerin dönüyordu. Bunu engellemek için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Yapılan iş şuydu: Hitleri başa getirmek. Böylece Yahudilerin Filistin topraklarına gelmeleri sağlanacaktı. 1939: Sistemli katliamın başlangıcı [değiştir]II. Dünya Savaşının başlaması ile birlikte, 1 Eylül 1939′da asıl Yahudi-soykırımı başlamıştır. Bütün Yahudilerin soyunu tüketme kararının 1941 yılının Ekim ayında mı yoksa yaz zamanında mı verildiği konusunda tarihçiler aynı fikirde değillerdir. Adolf Hitler aslında bu kararını 1925 yılında yazdığı “Mein Kampf” (Kavgam) adlı kitabında çoktan açıklamıştır.

Yahudilerin üzerlerinde taşımaya zorunlu tutuldukları “Yahudi-Yıldızı”1939 yılında Almanya’da bulunan bütün Yahudilerin toplanıp Polonya’da gettolara yerleştirilmeleri kararı verilmiştir. 1940 yılında Polonyadaki gettoların sayıları hızla artmaya başlar. Bu gettolarda açlıktan, soğuktan ve salgınlardan çok insan ölür. Gettolarda ölüm artık o kadar doğal bir şeydir ki kaldırımlarda açlıktan ölmek üzere yıkılan insanlarla ve yığılı duran cesetlerle kimse ilgilenmez.

9 Ekim 1941den itibaren bütün Yahudilerin iyi görünür şekilde bir Yahudi-yıldızı sembölü taşımaları zorunlu kılınır. Hala Almanya’da yaşayan son Yahudilerin evlerine “Burda bir Yahudi oturuyor” diye bir yazı ya da bir David-yıldızı resimi bırakılır. O zamana kadar rahat bırakılmış 65 yaş üzeri Yahudiler de kamplara götürülürler. 19 Ekim 1941′den sonra medyaya bu konu hakkında haber yayınlamak yasaklanır. Almanya’daki son Yahudilere et, buğday, süt, bal gibi gıdalar verilmesi yasaklanır. Artık hasta Yahudilere ilaç vermek yasaklanır. Yahudilerin bir mahkemeye başvurma hakları da ellerinden alındıktan sonra, artık Almanya’da kalan en son Yahudiler avlanmayı bekleyen kurbanlardan farksızdır.

Ölüm kampları :
İlk ölüm kampı 1933te Münih yakınındaki Dachau kentinde inşa edilmişti. Bu kamp ilk başta sırf siyasi tutukluları ortadan kaldırma amacıyla inşa edilmişti; yani Nazi-Hükümetini rahatsız eden Komünistler, Sosyaldemokratlar, Pasifistler, Solcular ve diğer Entelektüeller.

Daha savaşın en başlarında Polonya’da uygulanan toplu halde kurşuna dizmeli katliam şekli, Nazilerin görüşüne göre çok az etkiliydi ve bu yüzden büyük kapsamlı bir “Temizleme” için, yeni yöntemler aranmaya başlandı. 1941 yılının sonbaharından itibaren “Gazlama-Kamyonları” kullanmaya başlamışlardı. Bu kamyona başka bir kampa götürüleceklerini sanan Yahudiler doldurulduktan sonra, Kamyonun egzoz dumanını kamyonun arka kısmına bağlıyorlardı ve bu yolla kamyondaki Yahudilerin egzoz gazından boğulması sağlanıyordu.

1939-41 yıllarında, Ruhsal ve bedensel engelliler, sabit “Gaz-odalarına” Kamyon egzozu bağlanarak öldürülüyorlardı. Katliamın bu döneminde, engelli kurbanların üzerinde Nazi-doktorlar bir sürü yeni öldürme metodları denemişti. Bu deneylerde kazanılan tecrübeler katliamın devamında Nazilerin çok işine yarayacaktı.

Kamyon egzozu ile öldürme metodu da Nazilerin beklentilerini tatmin etmeyince, nihayet Fabrika usulu bir öldürme endüstrisi kurulmaya başlandı. Bu biçim “Öldürme-Fabrikaları” bu yerlerde inşa edildi:

“Nihai-Cözüm”ü uygulamak icin bütün avrupaya Ölüm-kamplari insa edilmistir.Auschwitz-Birkenau (1941)
KZ Chelmno (ya da Kulmhof) (1941)
KZ Treblinka Varşau (1942)
KZ Majdanek Lublin (1942)
KZ Belzec Lublin yakınında (1942)
KZ Sobibor Polonya
KZ Maly Trostinez Minsk
Artık hayvan Vagonları Yahudiler ile doldurulup bu Fabrikaların içine kadar Tren ile götürülüyorlardı. Duş odası görünümüne sahip olan Gaz-Odalarına Yahudiler fazla itiraz etmeden toplu halde giriyorlardı. Böylece rahatlıkla, en etkili öldürme gazı olan Züklon B bu odalara pompalanıp, öldürülebiliyorlardı. Bu gaz 20 dakika süren çok eziyetli bir ölüme yol açıyordu. Sonra bu cesetler, sırf bu amaç için üretilmiş olan fırınlarda yakılıyordu. Ölenlerin şahsi eşyaları, altın dişleri, elbiseleri, ayakkabıları, saçları ve hatta vücut yağları endüstriel alanda kullanılıyordu.

Ayrıca kurbanların üzerinde, Alman doktorları ve bilim adamları sınırsız deney imkanı bulmuşlardı. Örneğin insanlar, fazla yüksek veya fazla düşük basınçlı odalara kapatılıp, hava basıncının insan üzerinde etkileri, buzlu suya sokulup ne zaman öldükleri araştırılıyor,insanların vücuduna petrol şırınga edilip yaşayıp yaşamadıkları kontrol ediliyor, bakterilerle enfekte edilip etkileri izleniyordu ve yeni ameliyat yöntemleri deneniyordu. Bu deneylerde en meşhur isim Alman doktor Josef Mengele olmuştur.

Hatta daha sonralarda Polonya’da bu kamplarda yakılan Yahudiler’in küllerinden bir fal türemiştir. Bu fal inancında yanmış küllerden kişinin koluna evleneceği insanın isminin yazıldığına inanılmaktadır. Bu fal hala sürmektedir.

Katliamın bilançosu : En büyük ölüm-kampı olan Auschwitz-Birkenau’da tahminen 1.100.000-1.500.000 insan öldürülmüştür. Bunlardan yaklaşık bir milyonu Yahudiydi. Modern bilimin en güvenilir kaynaklara dayanarak verdiği kurban sayılarına göre toplam en az 5,29 milyon ve en fazla 6 milyondan fazla Yahudi, ölüm kamplarında ve toplu kurşuna dizilmelerde öldürülmüştür. Ölüm kamplarına getirilenlerin sayıları öldürülmelerinden önce hiçbir yerde toplanılmadığı için günümüze kadar daha ayrıntılı bir sayı ortaya koymak malesef mümkün değildir. “Soykırımın boyutları” adlı kitabın verdiği sayılara göre, kurban sayılarının bölgesel dağılımı şöyledir (Nazi yönetimi altında olan dönemlerinde):

Arnavutluk 600
Bulgaristan 11.000
Danimarka 161
Almanya 165.000
Fransa ve Belçika 32.000
Yunanistan 60.000
İtalya 7.600
Yugoslavya 55.000 – 60.000
Lüksemburg 1.200
Hollanda 102.000
Norveç 735
Avusturya 65.000
Polonya 2.700.000
Romanya 211.000
Sovyetler Birliği 2.100.000 – 2.200.000
Çekoslovakya 143.000
Macaristan 502.000
Türkiye 1658

Not:1658 Yahudi/T.C vatandaşı Naziler tarafından öldürüldü.
Soykırım İnkarcılığı
Yahudilerin gaz odalarında öldürüldükten sonra yakıldıkları fırınlardan ikisi (içinde hala kemikler bulunuyor). Fırına sokulmadan evvel altın dişler çekiliyordu. Bu dişleri çekerken, bazen henüz ölmemiş oldukları anlaşılıyordu, ama yine de fırına sokuluyorlardı.Dünyanın birçok ülkesinde Yahudi Soykırımı’nı tartışmaya açmak suçtur. ABD’deki nefret yasaları gereği Yahudi soykırımını tartışmak toplumdaki nefreti artıracağından bu konuyu tartışmak yasaklanmıştır.

Avrupa’da ise bir İngiliz yazar Yahudi soykırımının çok büyük çaplı olmadığını, ölen birçok Yahudinin tifo gibi hastalıklardan öldüğünü söyleyip, Almanya’nın hiçbir kampında gaz odasının bulunmadığını iddia ettiği için 3 yıl hapse mahkum edilmiştir.

İran cumhurbaşkanı Ahmedi Necad ise Yahudi Soykırımı’nın, Yahudileri Filistin’e yerleştirmek için uydurulmuş bir yalan olduğunu iddia etmiştir. Bu iddiaları geniş yankı bulmuş ve Müslüman ülkeler de dahil olmak üzere, bir çok kesimin ilgisini üzerine çekmiştir.

Adolf Hitlerin ileri görüşünün simgesi olan sözü tarihte hep yankılanmıştır ;
“önceleri yahudilerin ıssız bir ada da ya da benzeri bir alanda toplanmasını düşünüyordum ama onları tanıdıkça her birinin, görüldükleri yerde öldürülmelerinin gerekliliğine karar verdim”

Ve bu söylediğini tasdikler nitelikteki
“bir gün gelecek öldürmediğim her yahudi için bana küfür edeceksiniz” sözü bu gün bile çok şey anlatabiliyor.

Yorumlar

Bu Yazıya 0 Yorum Yapılmış

Yorum Yap


Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

GncMagaziN İnternetten toplanan doğruluğu ve kesinliği kanıtlanmış bilgileri en güncel hali ile sizlere sunmaktadır.
Sitemizdeki içeriklerin Kaynak göstermeksizin yayınlanması kesinlikle yasaktır.